Last Night (2010)
Evli bir çiftin ayrı yerlerde fakat eş zamanlı yaşadığı bir geceyi anlatan bu film, günlük hayatta bazı insanların zaman zaman yaşadığı bir duyguyu; bir ilişkiye duyulan sorumlulukla bir başkasına duyulan gizli ilgiyi anlatıyor. Her ikisinin de benzer bir geceyi, ne şekilde geçireceğini merakla izleyeceğiniz Last Night’ın ön plana çıkan oyuncuları Keira Knightly, Guillaume Canet, Sam Worthington ve Eva Mendes.
***
Çok iyi bir dinleyicisi olmanın dışında klibinin de bir parçası olacağımı hiç tahmin etmezdim :) Brazzaville grubunun son klibi Anabel2 ile flashback’teyim :)
3 Idiots (2009)
Hint filmlerini, Bollywood tarzını sevmiyorsanız lütfen önce ön yargılarınızı bir kenara bırakın, sonra da bu filmi izleyin. Klişe sahneleri olmasına rağmen bir dakika bile sizi sıkmadan akıp giden bu film, güldürüyü ve trajediyi aynı anda size sunuyor. Konusu ve karakterleri son derece eğlenceli olan filmin, müzikal kısımları bile kendisini sevdiriyor.
***
Die fetten Jahre sind vorbei (2004)
Kapitalist sisteme karşı çıkan üç genç. Fakat onların karşı koyma şekilleri oldukça farklı. Zengin ailelerin evlerine gizlice girip, bir tanesini bile çalmadıkları eşyaların yerlerini değiştiriyorlar.
Sessiz eylemlerinin birinde, tatsız bir durumla karşı karşıya kalan bu üç arkadaşın yaşadıklarını anlatan Alman yapımı bu film, kesinlikle izlemeye değer.
***
Adam (2009)
Her şeyi dümdüz anlayan biri. Yüz ifadelerini çözemeyen, dolaylı yoldan yapılmış bir espriyi idrak edemeyen, ironiden anlamayan. Fakat son derece zeki, son derece açık sözlü ve yalana tahammülü olmayan.
Diğer insanlardan farklı kılan fakat bunun bir diğer adının asperger sendromu olduğu bilinen bir hastalığı olan Adam ve onun hayatından bir kesit.
Tartışmasız son zamanlarda beni en çok etkileyen film. Etkilemesinin sebeplerinden birinin Mark Haddon tarafından, asperger sendromlu bir çocuğun dilinden yazılmış, Süper İyi Günler adlı romanın etkisi olduğunu düşünüyorum. Böylece filmde Adam‘ın yaşadıklarına daha geniş bir pencereden bakabiliyorsunuz ve bu, filmin duygu dolu sahneleriyle birleşerek sizi derinden etkileyebiliyor. Romanı okumanız ve sonrasında filmi izlemeniz, sizi hayatta bir şeyden daha haberdar edecektir mutlaka.

***

Je Vais Bien, Ne T’En Fais Pas (2006)
Barcelona’dan ailesinin yanına Paris’e dönen Lili, döndüğünde kardeşinin gitmiş olduğunu öğrenir ve uzun bir süre kendisini habersiz bıraktığı için, onu arama kararı alır.
Je Vais Bien, Ne T’En Fais Pas, aile bağlarının gücüyle insanı duygusal anlamda oldukça sarsan bir dram olmasına rağmen, bir dakika bile bunaltmayan bir Fransız filmidir.
Kardeşinin Lili için yazmış olduğu ve izlerken tüylerinizi diken diken edecek şarkıysa, filmin duygusal anlamda özeti olabilir.
***
Elling (2001)
Peter Naess‘in yönettiği, 2002 yılının en iyi yabancı film oscarına aday olmuş ve ayrıca bir çok festivalde ödül almış olan Norveç yapımı bu film; psikolojik rahatsızlıklarından dolayı tedavi görmekte oldukları hastanede, oda arkadaşı olarak başlayıp ev arkadaşlığına uzanan Kjell Bjarne ve Elling‘in zaman içinde oluşan güzel dostluğunu ve hayatlarını en doğal haliyle anlatır.
İzlediğim kadarıyla insana verilen değerin maksimum seviyede olduğu Oslo‘da geçen ve sıcaklığıyla yüz gülümseten bu film, aynı zamanda Beyaz Zenciler‘in yazarı olan Ingvar Ambjornsen‘in bir diğer romanından uyarlamadır.
***
The Talented Mr.Ripley (1999)
Matt Damon, Gwyneth Paltrow, Jude Law ve Cate Blanchett gibi oldukça iyi oyuncuları bünyesinde barındıran bu film, izlemeden önce konusuyla ilgili tahmin ettiğim hiçbir şeyi karşıma çıkarmadı. Olaylar, işleyiş yönünden bir bakıma sıradışı, çünkü sizi eğlendirirken aynı zamanda gerilmenize yol açıyor ve karşınızda oldukça soğukkanlı bir adam buluyorsunuz.
Patricia Highsmiths‘in romanından uyarlama olan bu film, İtalya‘nın olağanüstü görüntüleriyle birleşince, tam seyirlik hale gelmiş.




***
Modigliani (2004)
Amedeo Modigliani,1884 doğumlu Yahudi kökenli İtalyan ressam ve heykeltraştır. Pablo Picasso’yla aynı dönemde Paris’te yaşamıştır.
Çok büyük bir zevkle izleyebileceğiniz bu filmse, bu ikili arasındaki tatlı-sert rekabeti, Modigliani’nin hayatı üzerinden anlatıyor. Aynı zamanda büyük bir aşkla yanında olan eşi Jeanne Hebuterne sayesinde, bazı tablolarının oluşum aşamasına biraz da olsa tanıklık etmiş oluyoruz.
Modigliani rolünde izleyeceğiniz Andy Garcia ise tek kelimeyle müthiş oynamış. Dansları, neşesi, samimiyeti, duygusallığı sayesinde sizi de tamamen içine alacak bu film, gerçekten sanat kokan filmlerden biri bana göre.



***